18 Şubat 2016 Perşembe

Işığın Karanlık Yolu



Dehlizde Giden Adam öyküsüne bir edebi eleştiri.


Bilge Karasu’nun “Göçmüş Kediler Bahçesi” adlı öykü kitabındaki “Dehlizde Giden Adam” öyküsünde bir delikanlının girilmesi yasak olan bir dehlize girmesiyle verdiği yaşam mücadelesi anlatılır.Genç merakına yenik düşerek büyük kayanın içindeki dehlize girer,ilk başta yapmayı amaçladığı dehlizin bir sonu olup olmadığını görmektir;fakat yolun sonuna vardığındaysa karşısına çıkan ışık onu öldürür.Hikayede çarpıcı olan olaysa gencin yol esnasında geçirdiği değişimlerdir.Körü körüne bir amaca ulaşmak için çabalayan kişi sonunda ölüme ulaşır.

Anlatıcı 3.tekil şahıs olmakla beraber içten bakış açısıyla olanları okuyucuya sunar,böylece kahramanın yaptıklarının yanısıra düşüncelerine de erişebiliriz.İçten bakış açısı böyle bir hikaye için uygun bir atmosfer oluşturmaktadır,bildiklerimiz öykü kişisinin bildikleriyle sınırlı olduğu için yolun devamında neler çıkacağını bilemeyiz ve bu sayede hikaye daha da gizemli olur.Hikaye bir yaz ayında geçmektedir.Yaz gence çok sevdiği denize gidebilme olanağı sağlar.Deniz karakter için her şeydir,onu özgür kılar,genç her istediğini yapabilmektedir.Bu yüzden de mağaraya girmekte hiçbir tereddüt etmez.Girmek gencin kararıdır ve genç yaptıklarından kendi sorumludur,bu onu davranışlarında özgür bırakır.Hikayenin iç zamanı gencin 19 yaşına bastığı yılın yazıdır.19 yaşına basmış olması tekrar gence özgür karar verme yeteneğini sunar.

Öykü gencin bir yaz zamanı denize gitmesiyle başlar,karşısına çıkan kaya onun geçişini engellemektedir.Genç de hem merakından hem de ileri geçmek istemesinden dolayı kayaya tırmanır ve ardında bir dehliz olduğunu fark eder.Gencin amacı ilk başta kayanın içinden tepeye çıkacak bir yol ağzı var mı bakmaktır.Bu nedenle mağaraya girer ve ilerlemeye başlar.

Genç amacı doğrultusunda ilerlerken karşısına birtakım levhalar çıkar,üzerlerinde “Girmeyiniz” yazmaktadır.Bu levhaları bir tür engelleyici olarak tanımlayabiliriz,onlar gencin mağarada ilerlemesini önlemeye çalışmaktadırlar.Daha sonraysa karakter acıkmaya başlar,aklından devam edemeyeceği geçer ve geri dönmeyi düşünecektir.Bunu engellemek amacıyla mağara karakter her acıktığında karşısına bir yiyecek makinesi çıkartır ve ona bozukluk karşılığında bir tepsi yemek verir.Adeta mağara karakterin devam etmesini ister,onun geri dönmesini engellemektedir.Hatta gencin parası bittiğinde mağara ona bedavaya yemek vermektedir.Bu yaşanan olaylar bize mağaranın düşünen bir varlık olduğunu kanıtlar.Karşımıza çıkan bir diğer karakter ise ışıktır.Işık mağaranın bir piyonudur. Mağara onu yine genci kandırmak ve geri dönmesini engellemek için kullanır.Karakter her gördüğü ışık hüzmesinin çıkıştan geldiğini sanar ve bu yüzden devam eder.

Hikayeye amaç yönünden baktığımızda her şey değişken bir haldedir. Mağarayı bitirmek gencin amacıyken mağara ile gencin konumları değişir ve genç mağaranın hedefi olur.Mağara onu ele geçirmeyi,bitirmeyi amaçlamaktadır.Bu doğrultuda yaptığı eylemler psikolojik düzeydedir,sanki mağara gencin ilerleyeceğini bilir ve ona göre makineleri mesafeyle yerleştirir.Sona doğru ilerlerken mağara makinelerin arasını daha da açar ve böylece karakterin amacı zamanla değişir. İlk başta amacı mağaranın sonuna ulaşmakken sonrasında amacı sadece makinelere bir an önce ulaşıp hayatta kalmak olur.Işığın da amacı başta genci devam ettirmekken zamanla ışık genci ele geçirir.Bu kadar umutla takip ettiği ışık sonunda onu öldürür.Bir nevi ölerek,ışığa çıkarak,mağaradan kurtulmuş olur.

Hikayede aslında değişim ve soyutlanma kavramları üzerinde durulmuştur.Karakter mağaraya girmesinin ardından zaman kavramını yitirir.Saatine baksa da saati hep 12’yi göstermektedir,bu aslında mağaranın genci devam ettirmek için yaptığı başka bir numaradır.”Yoruldu bir ara, saatine baktı, on ikiyi gösteriyordu. Öğle vakti çoktan geçmişti bu yola girdiğinde. Gece yarısı olamazdı, o kadar da yürümemişti.”(Karasu,1979,Göçmüş Kediler Bahçesi,s.94)Karakter yürümeye devam eder,bir süre sonra makineyle karşılaşır.Böylece mağarada hayatta kalmak için yapması gereken bütün rutini öğrenmiş olur.Mağarada devam etmesi için gerekenler yemek ve uykudur.Karakter kendisine sunulan yemekleri yedikçe ve yoluna devam ettikçe düşünceleri azalmaya sabitleşmeye başlar.Artık sadece çıkmayı düşünmektedir.Uğruna yaşadığı deniz,yaz,doğa,hepsi geride kalmıştır,genç tarafından unutulmuştur.”Gecesiz gündüzsüz, ışığın ancak yol boyunca uzaktan uzağa dizili duran makinelerin çeliğinde yansıdığı, artmadığı," eksilmediği, saatin hep on ikiyi gösterdiği bir yolda, dün, bugün, yarın olamazdı; sabah akşam yoktu. Delikanlı da bunları unutmuştu zaten. Bildiği tek şey, yürümek olmuştu. Buraya niçin girmişti, nasıl girmişti, ansımıyordu artık. Niçin yürüdüğünü biliyordu ama; ışığa çıkmak için yürüyordu. Çıkınca ne olacaktı, onu da bilmiyordu ya…"(Karasu,1979,Göçmüş Kediler Bahçesi,s.96)Mağara gittikçe genci şartlamaktadır,ona gösterdiği şeylerden ibaret olmuştur hayatı.Genç bildiklerini unutmuş,tek bildiğinin peşinden gitmektedir;ışık.

Gencin mağarada hayatı unutması psikolojik bir olaydır.Bu sanki mağaranın yaptığı bir deneydir.Eğer biz sürekli aynı şeyleri yapmak zorunda bırakılırsak ve önceden yaşadıklarımıza ters bir ortam oluşturulursa hayatımız şartlanılmaya başlar.Çünkü nasıl olsa hayat gördüklerimizden,algıladıklarımızdan ibarettir bizim için.Nasıl bir bebeğin hayatı yaşayarak öğrendiği gibi biz de böyle bir ortamda,mağarada kalırsak,oradaki hayatı kendi yaşamımız biliriz.Bunu da yaşaya yaşaya öğrenmiş oluruz ve buna alışırız.Böylece yeni bir hayat karşısında eski hayatımız unutulur akıllarımızda.Mesela mağara karaktere Güneş’i,ışığı unutturmak için karanlık bir ortam oluşturmuştur.Bu şekilde genç karanlıkta yaşamaya alışarak gerçek ışığı unutur.Bu mağarada yemek artık bizim için makineleri anımsatmakta ve gökyüzü de taş duvarlara bürünmektedir.Zaman zaman karakter yine de eski hayatından anımsamalar görür.İleride genç duvarlara elleriyle dayanır ve duvarların şekli değişmeye dalgalanmaya başlar,bu ona çok sevdiği denizi anımsatmaktadır.

Gencin mağarada her şeye rağmen devam etmesi biraz tuhaf gözükebilir,fakat yazarın gence eklediği karakteristik özellikler gencin,mağaranın oyununa uyum sağlamasının bir diğer nedenidir.Hikayenin başında gençle ilgili bir bilgi vardır:”Yaşamak demek, yazsa denize gitmek, kışsa deniz aylarını beklemekti ona göre.”(Karasu,1979,Göçmüş Kediler Bahçesi,s.93)Genç o anki duruma uyum sağlamaktadır,tıpkı kış aylarında yaptığı gibi;beklemektedir.Böylece dehlizde devam etmek,sonunu beklemek onun için olağandışı bir şey değildir.Bu yüzden genç mağaraya kolay bir av olmuştur.

Genç hayattan soyutlaşarak mağaradaki yaşamın tutsağı olmuştur,ta ki ışık artmaya ve mağaradan yel gelmeye başlayıncaya kadar.Yelle beraber gelen çiçek kokusu karakterin eski hayatını hatırlamasını sağlamıştır.Fakat bu hatırlama ölümün bir çağrısıdır.Çünkü hikayede ışıkla bir imgedir.Karakter her ne kadar ışığa ulaşmaya çalışsa da,ışığı çıkış,umut olarak görse de aslında ışık ölümdür.Işık ölüm de olsa yine de karakter için bir çıkış yoludur.Genç yata kalka gittikçe yaşlanmıştır.Hatta bu yaşlanmaların,değişimlerin bir kanıtı daha var,öykünün adı “Dehlizde Giden Adam”,”Dehlizde Giden Genç” değil.Genç gittikçe yaşlanmaktadır.Böylece yatıp kalktığında ışığı artmış bir şekilde görmesi yanlış değildir.Yatıp kalkarak yaşlanmakta,ışık artmaktadır,yani ölüme daha da yaklaşmaktadır.İlerideyse kolları ağarmaya başlar,bu da ölümün üzerindeki ilk belirtilerindendir.Gence gelen çiçek kokusunun hatırlattıklarıysa ölümden önce gördüğümüze inanılan bütün hayatın gözlerinin önünden geçme sahnesidir.Sonrasındaysa genç gözlerinin kararmaya başladığını fark eder,çünkü bu gördüğü ışık Güneş’in yaydığı gibi bir ışık değildir.Bu ışık ölümdür ve bu ışığı gözler algılayamaz.Aynı zamanda bunu gencin duvara çarpıp kör olmasıyla açıklayabiliriz.”Durdu. Alnına götürdü elini. Oraya saplanmış acıyı silmek istedi. Bir şey sıvaştı parmaklarına. Kandı bu sıvaşan, herhalde. Sıcaktı, yıvışıktı, akıyordu; alnının o çok acıyan yerinden akıyordu. Duvara çarpmış olacaktı. Bir adım attı, duvara dayandı ayağı. Gözü kararmıştı muhakkak, çarpmıştı duvara.”(Karasu,1979,Göçmüş Kediler Bahçesi,s.105)

Genç merakının yolunda bu mağarada gittiği sürece yaşamı unutmaya başlamış ve mağaranın ona gösterdikleriyle yetinmeye başlamıştır.Merakı yüzünden yaşamdan soyutlanmış,hayatı unutmuş ve sonunda da ölmüştür.Hiçbir zaman körü körüne sonunu düşünmeden bir amaç doğrultusunda ilerlememeliyiz.Eğer bu amaca ulaşmak için çok uğraşırsak gözümüz ondan başkasını görmez olur.Bu da körlük gibidir ve kör adamın da ulaşacağı şey ölüm olacaktır.